Öncelikle zaman ayırdığın için çok teşekkür ederim. Nasılsın, nasıl gidiyor hayat?
İyiyim, çok teşekkür ederim. Umarım senin için de her şey yolundadır. Yılın son günleri olduğu için yoğun geçiyor ama keyfim yerinde.
Son olarak bir canlı performans serisi yayınladın. Ben izlerken çok keyif aldım, paylaştığın karelerden gördüğüm kadarıyla sizler de çekerken çok keyif almışsınız. Bu güzel işin arkasındaki ekipten bahsetmek ister misin? Nasıldı kayıt süreci?
Çok uzun zamandır canlı performans videoları çekmek istiyordum. Sahnede olmayı çok seviyorum, grubumla konserlerdeki enerjimizi yansıtabileceğimiz performanslar yayınlamayı arzu ediyordum epeydir. İkinci albümüm Sevgideğer’deki yedi şarkıyı Tuğkun Zeroğlu yönetmenliğinde Brossover’da çalma ve kaydetme fırsatımız oldu. Çok kısa sürede, içime en sinen şekilde üstesinden gelerek albümdeki şarkıların canlı performanslarını paylaştığımız için çok mutlu hissediyorum.
Müziğin bir renk olsaydı hangisi olurdu ve neden?
Her şarkımın bambaşka renkleri var ama albümleri düşünerek tek bir renk söylemem gerekirse mavi – mor karışımı diyebilirim. Neden bilmiyorum ama müziğimi ve her iki albümümü düşününce bu renkler canlandı gözümde.
Peki kendini bir renk ve birkaç kelimeyle anlatmanı istesem?
Mavi – mor diyeceğim yine, yani indigo! Heyecanlı, meraklı, sakin ilk aklıma gelen kelimeler oldu.
İlk albümün “Güzel Şeyler”i “yeryüzünde geçirdiğim ilk çeyrek yüzyılın bilançusu” diye tanımlıyorsun –ki bu tanımı çok sevdim- sonrasında “Sevgideğer” albümünde duygusal anlamda daha güçlü, kendinden emin bir sound duyuyorum sanki. İlk albümden bu yana sende de benzer bir değişimin olduğunu düşündürtüyor bu bana. Öyle mi?
İlk albümüm 18-25 yaşlarım arası yazdığım şarkılardan oluşuyor. İkinci albümümü ise 25-30 yaş arasında yazdım çoğunlukla. Yirmili yaşlar epey sancılı olabiliyor. Muhtemelen pek çok 20lerindeki genç gibi oradan oraya savrulduğum, hayatımı nasıl geçirmek istediğimle ilgili uzun uzadıya düşündüğüm, kalbimin bolca kırıldığı, kendimi gerçek anlamda tanımaya başladığım yıllardı; zorlayıcıydı. 30larıma yaklaştıkça, kendimle savaşım son buldu sanki. Garip bir olgunluk – ve bilgelik diyeyim- çöktü üzerime. Ne istediğimi daha net görmeye başladım, kısacası büyüdüm. Müziğime de yansıdığını düşünüyorum tüm bunların. İkinci albümümün sürecinde ITÜ MIAM’da Ses Mühendisliği alanında yüksek lisans yapıyordum, eğitimle birlikte üretimimin her aşamasında daha çok fikir ve söz sahibi olduğumu hissettim. Ayrıca albümün prodüktörlüğünü üstlenen Efe Demiral ile yoğun bir adanmışlıkla, odağımızı sadece albümlerimize verdiğimiz çok üretken ve büyülü aylar geçirdik 2021-2022 arasında.
Şarkılarını dinlemek bir çeşit “günlük okuma” hissi yaratıyor bende. Sanki gerçekten yaşadıklarını bize açık açık iletiyorsun. Yazılar, mektuplar, sözler yazmayı çok sevdiğini, bunların zaten hayatının bir parçası olduğunu biliyorum ama üretimine müzik nasıl dahil oluyor?
Şarkılarımdaki bazı sözleri günlüğümden aldım hakikaten, ne güzel bir yorum. Yazdığım şarkılar sadece kendi hayatımdan parçalar taşımıyor, bazen sadece tanık olduğum hikayeleri anlatıyorum. Müzik tüm üretimlerimin ötesinde, hepsinin üzerinde duruyor. Yazdığım her şey onun için, çok uzun süredir.
Harun Tekin ile yollarınız da bir şarkı yazma atölyesinde kesişiyor. İlk albümde birlikte çalışırken disiplinli ve bir o kadar eğlenceli bir süreç geçirdiğinizi tahmin ediyorum ama biraz senden dinleyelim. Nasıldı birlikte çalışmak? Yeniden birlikte bir proje görür müyüz?
Henüz ilk albümümde onun gibi bir müzisyen ve şarkı yazarıyla çalışmak benim için çok büyük bir şanstı, ona her zaman çok minnettar olacağım. Müziği bir kariyer olarak sürdürmeye onun yüreklendirmesiyle karar verdim. İyi ki yollarımız kesişti, bundan sonra da birçok kez kesişeceğine eminim. Onunla çalışmak çok keyifli ve ilham vericiydi.
Son yıllarda müzik üretiminde çok şey değişti. Albümlerin yerini tekliler aldı. Daha kısa şarkılar, daha hızlı tüketim. Genel durum böyle ama sen albüm yapmayı seviyorsun. Bu değişim hakkında ne düşündüğünü merak ediyorum.
Nitelikli bir üretim için zaman gerekiyor, müziğin çoğunlukla demlenmeye ihtiyacı oluyor. Ne var ki buna pek zaman verilmiyor. Bu sebeple bitmemiş şarkı ve prodüksiyonlar sıklıkla karşımıza çıkıyor. Sürekli yeni şarkı yayınlama baskısıyla karşı karşıyayız. Albüm yayınlayan bir müzisyen olarak albüm yayınlamayı tüm kariyerim boyunca sürdürebilmek, sevdiğim müziği, beni en heyecanlandıran şekilde yapmak isterim. Tekliler de yayınlıyorum, yayınlamaya devam edeceğim fakat eninde sonunda albüm gelecektir. Müzik üretimimin beni en heyecanlandıran tarafı bu çünkü.
Senin müziğini konuştuk ama yeni müzikleri nasıl keşfettiğini de merak ediyorum. Mesela dijital platformlardaki listeleri, müzik bloglarını takip ediyor musun?
Evet listeleri takip ediyorum. YouTube’da çok sevdiğim bazı müzik kanalları var KEXP, NPR- Tiny Desk gibi, oralardan epey keşfim oluyor.
Loop kısmına geçmeden önce yakın gelecekten bahsedelim mi? Önümüzdeki günlerde yeni konserler, yeni projeler var mı? Neler bekliyor bizleri?
Yılın son aylarında Sevgideğer’deki şarkıların canlı performans videolarını yayınladık. Sıra birkaç şarkının akustik versiyonlarının yer alacağı “Sevgideğer Akustik EP”de. Yeni yılın ilk aylarında hemen yayınlamayı düşünüyoruz. Ardından da yeni şarkılar gelecek. Bu esnada da dinleyicilerle buluştuğumuz bolca konserlerimiz olsun istiyorum. Heyecanlıyım 2023 için J Harika bir yıl olmasını diliyorum, şahane sorular için teşekkür ederim!
LOOP
En son dinlediğin şarkı: Phoebe Bridgers – So Much Wine
Dinlemekten asla sıkılmam dediğin müzisyen / grup: Radiohead
Bu yıl en çok dinlediğin 3 isim: Wet Leg, Phoebe Bridgers, Nilüfer Yanya
En sevdiğin soundtrack: High Fidelity
Keşke ben yazsaydım dediğin şarkı sözü: En son Firuze’yi dinleyip büyülenmiş ve böyle hissetmiştim sanırım. J
Dinlediğin en iyi konser: En son Nick Cave & The Bad Seeds konserinden çok etkilendim, kesinlikle en iyilerden biriydi!
